Kitap Yorumları

Çanlar Kimin İçin Çalıyor | Kitap Yorumu

Hemingway en sevdiğim yazarlardan. Çanlar Kimin İçin Çalıyor da onun en sevilen kitaplarından. Kitapta anlatılan sahici hikayeyi, İspanyol İç Savaşı ile ilgili verdiği keskin duyguyu, küflenmiş savaş hissini, her birini hayatınızdan bulup çıkaran ‘gerçek’ karakterlerini ve tabii ki o Hemingway dilini ben de çok sevdim. Ancak sevmediğim daha başka birkaç ayrıntı kaldı kitaptan aklımda. İzin verirseniz, bu pek uzun sürmeyecek yazıda çanların niçin ve kimler adına çaldığını anlamaya çalışacağım.

İspanyol İç Savaşı hakkında bilgi sahibi olsaymışım dedim ilkin. Çünkü kitap bu savaştaki çok önemli bir köprüyü yok etme görevini ana hikaye edinmesi bir yana; çok gerçekçi dönem tasvirleriyle dolu aynı zamanda bir tarihsel tanıklık romanıydı. Bunu niçin söylüyorum, çünkü benim bu savaşa dair pek bilgim yoktu. Örneğin Hemingway’in Doğu ve Batı Trakya’da ve İstanbul’da geçirdiği günler üzerine yazdığı ancak bu kez safi gazeteci kimliğinin ağır bastığı yazıları da okumuştum. (Türkiye’de bu yazılar ‘İşgal İstanbul’u ve II. Dünya Savaşı’ kitabı altında toplanmış durumda) Orada Hemingway’den pek hazzetmemiştim çünkü Türklere karşı batının o soğuk ve biraz ‘korkak’ gözüyle bakıyor; Türklerden bir insan ırkından çok, garip ve tanımadığı türde bir canlıyla karşılaşmış gibi bahsediyordu. Sahi söylüyorum. Ancak buna şaşırmıyorum çünkü batı dünyasında, orta çağdan itibaren kim Türklerden bir parça bahsetmişse bu tavır ile hep karşılaşıyoruz. Ve bunun neden olduğunu da pek iyi biliyoruz da o bu yazıyı gereksiz yere uzatacağı için şimdilik bir köşede kalsın.

Her neyse, İspanyol İç Savaşı tarihi ile ilgili daha ileri okumalar yapıp bu kitabı okusaydım, muhtemelen daha fazla zevk alırdım. Cumhuriyetçiler ve faşistler arasındaki o sonsuz kine daha tanıdık bir gözle bakar, kitaptaki geçmişe dair anılarda sıkılmazdım. (Tüm o kara anıların belki de kitabın en can alıcı unsurlarından biri olmasına rağmen)

İkincisi, bu kitabı gereksiz uzun buldum. Öyle ki, bir olay hikayesi şeklinde başlayan kitapta, neredeyse 350 sayfa boyunca yalnız iki gün ve bu iki gün üzerinden hemen hemen her karakterin ayrıntılı bir portresi; savaşa dair anılar; muhteşem uzun diyaloglar sunuluyor. Bunların bir kısmında sıkıldım, kabul, ama olmasaydı da olurdu (ki ne haddime) dediğim bir bölüm olmadı. Yine de son 50 sayfada olup biten (kitap 500 sayfa) bir sürü olaya ve monologlarla dolu o son parçaya bakarak, şişirilmiş bir ilk 350 sayfa ve daha uzun olmasını umduğum (ancak bu sefer de etkileyiciliğinden bir parça yitirir miydi?) bir son anlatı kısmı mevcuttu.

Kitabın dili, olayın akışı, karakterler ve hikaye üzerine pek yorum yapmayacağım; o denli derinlemesine üzerine düşündüğüm bir kitap olmadı.

Okudum, kapağını kapattım ve sadece o final bölümünde yaşananlara kafamı yordum. Kitapta anlatılan bir aşk vardı ki 450 sayfa boyunca laçka gelmişti açıkçası bu aşk, işte o aşkın ne denli sarsıcı olduğunu idrak ettim. (Yine de bir yanım o aşka halen laçka diyor.)

Kitapta anlatılan ana hikayenin yanında; insan öldürmek istemeyen ancak görevini kusursuz olarak yerine getirebilmek için çokça insan öldürmek zorunda kalan; bana göre kitabın en esaslı karakteri Anselmo ile tanışmak, İspanya’yı kasıp kavuran savaşa rağmen İspanyolların hemen her şeyiyle devam ettirebildikleri kültürlerine bağlılıklarını izlemek, kitaptan öğrendiğim birkaç İspanyolca kelime, bir savaşın en kılcal damarlarında gezinmek, savaşın insanlar üzerinde ne derece etkilerde bulunduğunu gözlemlemek (ki bunu Hemingway gibi gerçekçi anlatabilen pek az yazar bulunur) savaş altında kıvılcımlanan ve tecavüze uğramış, hayata inancını yitirmiş bir genç kadın ile savaşın tüm sertliğiyle boğuşan, aydın sayılabilecek, Amerikadan yani uzak bir kültürden gelmiş bir orta yaş üstü adamın aşkına tanık olmak, gerçekçi savaş betimlemeleri okumak, İspanyol İç Savaşı ile ilgili bilgi edinmek, Pilar karakterinin tüm o anacıllığına rağmen akıl karışıklıklarını gözlemlemek, Robert Jordan’ın ustaca işlenmiş karakterine, görevine bağlılığına uzak diyarlardan gelip kendince özgür İspanya için çarpışmasına göz atmak ve sonunda o göz kamaştırıcı final, basitçe güzeldi.

İşte böyle. Sanıyorum birçok kişinin beklediğinden az şey anlatan bir yazı olacak, ama kitaptan anladığım ve anlamadığıma göre en doğrusu bu, inanın. Kitabım benim üzerimdeki etkilerinden zaten bir üst paragrafta bahsettim. İstenildiği takdirde açılıp yüzlerce kelimeyi devirecek bir paragraf o, ama böyle yalın bir kitap için fazla ‘uzatılmış’ kaçar o durumda.

Hemingway muhakkak okunması gereken yazarlardan biri. Çanlar Kimin İçin Çalıyor da okunması gereken en mühim romanlarından. Yine de siz görece kısa hikayelerini ya da ‘İhtiyar Adam ve Deniz’ gibi kült novellalarını okuyarak Hemingway okumaya başlamayı tercih edebilirsiniz.

Şimdilik bu kadar. Esenlikler.