Kitap Yorumları

Çocukluğun Sonu ya da Yarın Bugün Bitti; Dün Bugün Başlayacak

”İnsan ırkının kendini yeni elde ettiği özgürlüğe kaptırmış, günün zevklerinin ötesini göremez olmuştu. Nihayet Ütopyaya kavuşmuşlardı; fakat tüm Ütopyaların baş düşmanı olan can sıkıntısının pençesine düşmemişlerdi henüz.”

”Çocukluğun Sonu beni n’aptı biliyor musunuz? Beni n’aptı; aldı ve kaburga kemiklerim karaciğerimi delene kadar yere çarptı. Şaka etmiyorum, bunu parçalanmış bir dalakla yazıyorum ve kesinlikle şaka etmiyorum.” 14.07.18

Yazıp yazmama konusunda trilyonlarca saat düşündüğüm bir yazıya giriş yapıyorsunuz. Öncelikle, bu kitabın üzerine neden bu kadar çok düşündüm: Çünkü cevap basit, üzerine milyon saat düşünülmesi gereken bir kitap Çocukluğun Sonu. Üstelik ne kadar düşünürseniz düşünün; aklınızda oluşan soruların pek çoğuna içinize sinen bir cevap bulamadığınız bir kitap. Ki benim beynimi bir matkap makinesi gibi delen sorularının hemen hepsini, buraya da iliştireceğim.

“Uzaya meydan okumanız, karıncaların Dünya’nın bütün çöllerindeki her bir kum tanesini isimlendirip sınıflandırmaya çalışmasından farksız. Gezegenler bir gün hükmedebilirsiniz. Ama yıldızlar insanlara göre değil.”

Öncelikle bir yazı planından bahsedeyim. Çocukluğun Sonu kitabı üzerinden hayatın hemen tüm alanlarına, bilimin tüm dallarına dair sorular soracağım; bu konulara uzaktan yakından bir miktar değineceğim bir yazı olacak. Kitap üç parçadan oluşuyor ve yazının kitapla ilgili kısmı da üç parçadan oluşacak. Her parçada, kitap o kısımda ne diyorsa, onun üzerine konuşulup, sorular sorulacak. Aralarda bol bol alıntılar olacak ve en sonda da, kitap üzerine yaptığım ileri okumaların linkleri bulunacak.

Ve başlamadan önce son olarak, kitabı okumayı bitirdikten on on beş gün sonra yazıyorum bu satırları. Hem üzerinden bir miktar süre geçsin, daha iyi düşüneyim istedim; hem de, internette kitapla ilgili birçok yazı, eleştiri okudum. O yüzden, bitirdiğinizde gayet içinize sinen bir yazı okumuş olacağını düşünüyorum. Basit cümleler ile kitabın benim üzerimdeki en büyük etkisini; aklımı kurcalamasını size aktarmaya çabalayacağım.

Sorularla başlayalım.

”Teleskoplar uzayı gözleyedursun, belki de şu an birileri Dünya’ya mikroskopla bakmakta.”

Arthur C. Clarke’ın (ACC) amacı ne? Bu kitabı neden yazmış?

-Clarke aynı kitapta hem bir distopyayı hem de bir ütopyayı anlatmış. Keskin görüşlere sahip bir bireyseniz; bu kitap sadece ütopyadır ve distopya olduğunu söyleyen saçmalıyordur diyebilirsiniz ya da tam tersini. Ancak çoğunlukla, kitapta geçen çağa ayak uydurmaya çabalarken, bu da ne böyle diyorsunuz, neydi bu şimdi soruları aklınızı ala bula ediyor. Bu kitap bir ütopya, çünkü savaşların sona erdiği, insana ait tüm ölümcül silahların yok edildiği, suçların sonlandığı, hayvanların kılına dahi zarar gelmediği bir dünyada geçiyor bu kitap. Ancak aynı zamanda da bir distopya, zira insanoğlu özgürlüğünü hükümdarlara teslim etmiş. Bunu ellerine kalın sopalar alıp dikte ederek değil, güzel sözlerle yapıyorlar; ancak bilin ki, insanoğlunun özgürlüğünü ‘bir sebeple’ ve ‘hayal edilebilecek en uç ütopya’ karşılığında ellerinden almışlar. Ama dur bir dakika, dediğinizi duyar gibiyim:

Ama Dur Bir Dakika, Hükümdarlar Kim?

-Hükümdarlar, Dünya korkunç bir nükleer savaşa sürüklenirken, soğuk savaşın en dondurucu yıllarını geçirirken, birdenbire yeryüzünün en büyük kentlerinin üzerinde belirivermiş, devasa gemileriyle insanoğluna üstünlükleri en baştan kabul ettirmiş, basit tabirle ‘üst düzey uzaylılar.’

Ne İstiyorlar?

-İşte burada hikayeyi dallandırmayı bırakmalıyım. Çünkü ister istemez kitaptan sürprizkaçıran vermek durumunda kalacağım. Ancak yine kayıtsızca söylüyorum; Hükümdarların ne istediğini öğrenmek, kitapta yer alan insanların ana emellerinden birisi. Çünkü; Hükümdarların ne istediğini hiç kimse bilmiyor. Ve gözü Hükümdarların sunduğu ‘güzellikler’ ile boyanmamış birkaç kişi, hemen her gününü Hükümdarları sorgulamakla ve Dünya üzerinde ne yaptıklarını öğrenmeye çalışmakla geçiriyor.

Çocukluğun Sonu (ÇS) ne anlatıyor?

-Çocukluğun Sonu işte tam olarak bunu, Hükümdarlar ile birkaç insanoğlu ve genel olarak Dünya gezegeni arasında neler döndüğünü anlatıyor. Bu kadar. Kitapla ilgili başka hikaye anlatımı yok.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Hükümdarlar geliyor ve genel olarak insanoğlu onları tanımaya çabalıyor. Hükümdarlar ve insanlar arasındaki görüşmeyi BM’e bağlı görevliler -ki ilk bölümün ana kahramanı bu kişi- yürütüyor. Sonra, insanlar diyor ki; iyi güzel, Hükümdarlar bize istediğimiz her şeyi veriyor, peki ama bizden ‘gerçekten’ ne istiyorlar? Şekilleri şemalleri ne? Neden buradalar? Türevi yüzlerce soruyla boğuşuyorlar. Ve çoğunlukla kendini bilmez halde, Hükümdarların onlara sunduğu güzelliklerin tadını çıkarırken, bu uykularını kaçıran kötü düşünceleri akıllarından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. İnsanoğlunun özgürlüğünü yitirmesi de böyle başlıyor.

İkinci bölümde, Hükümdarların Dünya’ya gelişinin üzerinden elli sene geçmiş oluyor ve baş Hükümdar Dünya’ya inip nasıl biri olduğunu gösteriyor. Kanatları olan boyu iki metrenin üzerinde dev biri. Bu noktalar pek önemli değil, çoğunlukla ileride bu ayrıntıları unutmamak için yazıyorum. İşte uzaylılar artık kendilerini de gösteriyor ve öyle ki, insan kütüphanelerinde tüm gün takılmaya (zaten o gün bütün bir kütüphaneyi okumayı bitiriyorlar çünkü saniyede iki sayfa okuyabiliyorlar,) insan partilerine katılmaya başlıyorlar. Tabii insan ırkıyla öyle anlattığım gibi çok fazla içli dışlı da olmuyorlar, arada hala bir mesafe var ama en azından artık kendilerini göstermişler. Bu adımları, onları sorgulamakta olan, nihai hedeflerine dair akılları karışık insanların sayısını daha da azaltıyor. İnsanoğlu özgürlük bahçesinden birkaç ağaç daha kaybediyor. (Bu bölümde muhteşem ve harika bir takım başka olağanüstü ve inanılmaz olaylar da oluyor ama dediğim gibi, o harikulade ve dahice olayları olduğu gibi buraya aktaracak değilim.)

”Dünya üzerinde yaşayan insanları değiştirmek için elli yıl yeterli bir süreydi. Gereken tek şey, sağlam bir sosyal mühendislik bilgisi ile net bir hedef belirleyebilme becerisiydi. Tabii bir de güç.”

Üçüncü bölüm beni kendine en çok hayran bırakan, söz gelimi kitabı ‘ömrümün klasiklerinden’ biri haline getiren bölümdü. Bu bölümde, hikayenin nihayete kavuşması ile birlikte (O hayal gücü tufanlar çıkaran olaylar bütünü anlatılmayacak netlikte bir sonuca evriliyor; hikaye kendinizden geçmiş bir biçimde koltuğa yığılıp kalmanıza sebep oluyor.) sorular sorulmaya başlanıyor. Çoğunlukla insanın günlük hayatından uzak; astrofiziksel, sosyolojik ve uzay-felsefik bu sorular bütünü, aklınızda bir meşale yakıp size dünyada ne ulaşılmaz-zihinde insanların var olduğunu, bu dahilerin sordukları sorular ve çizdikleri metaforlar ile sizi o meşalenin ateşiyle nasıl yakıp kavurduğunu aklınız başınızdan gitmiş halde açıklamaya çalışıyor.

Clarke Einstein’ın görelilik kuramına bolca atıfta bulunuyor. Dört boyutlu uzayı sorguluyor, zaman kavramını sorguluyor, geçmişi geleceği ve geçmişte gelecek ile gelecekte geçmişi kurcalıyor. Zamanla ilgili müthiş çıkarımlarda bulunuyor.

”On binlerce yıl gelecekten kalma bir hatıra!”

O halde kitabın aklımda oluşturduğu soruları sormaya başlayayım.

1) İnsanın hayal edebildiği tüm ütopyalar, en nihayetinde nereye ulaşabilir? İnsanların ideal yaşam anlayışı bir midir, bir ise neden; değilse birbirine ne kadar benzer, benzemezse neden?

2) Size Dünya’da savaşların son bulduğu, herkesin bolluk içinde yaşadığı, kimsenin daha fazla acı çekmediği ve sokak köpeklerinin; mandıra ineklerinin artık dert içinde yüzmediği bir hayatın anahtarı teslim edilecek, bedeli mi ne, özgürlüğünüz.

a) Bu hayatı satın alır mısınız? b) Evet ya da hayırsa neden? c) Cevabınız evet ise, size sunulanlardan hangisi özgürlüğünüzü teslim etmenizi sağladı? d) Cevabınız hayır ise, özgürlüğünüz neden bu denli önemli? e) Cevabınız hayır ise, hangi şartla özgürlüğünüzü teslim ederdiniz?

3) Sizce Dünya dışı canlılar var mı? Eğer var olduklarını düşünüyorsanız, bu kanıya nasıl vardınız? Eğer var olduklarını düşünüyorsanız, bizden akıllı olanları ve çok uzak yıldız sistemlerinden gelip gezegenimizi gözetleyebilenleri var mı? Eğer var olmadıklarını düşünüyorsanız, sizi koca evrende yalnız olduğumuza ikna eden şey nedir?

”Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.”

4) Diyelim birine sonsuzluk kadar çok güveniyorsunuz. Ona canınızı emanet etmeyi şöyle bir geçelim, inanıyorsanız öbür taraftaki hayatınızı dahi ellerine teslim ediyorsunuz. Bu ideal kişi, tüm zor anlarınızda yanınızdaydı ve sizi anne babanızın toplam tanıdığının milyon katından daha iyi tanıyor. Hemen her durumda hangi kararı verebileceğinize kadar iyi tanıyor sizi.

a) Bu kişiye özgürlüğünüzü bırakır mıydınız? b) 2. sorunun a şıkkına hayır cevabı vermişseniz ve bu soruda evet diyorsanız, özgürlüğünüzü bırakmanıza ne sebep oldu?  c) 1. sorunun a şıkkına evet demişseniz ve bu soruda hayır diyorsanız, kararınızdaki değişime ne sebep oldu? d) hem 1. sorunun a şıkkına hem de bu soruya hayır demişseniz, özgürlüğünüzü ne karşılığında bırakırdınız?

5) Sizce insan özgürlüğünün sınırları nelerdir? Yani insan tam donanımlı özgür bir canlı mıdır? Onu fiziksel ya da ahlaksal yasaların sınırlamadığını düşünün, örneğin her istediğini yapabilecek yetenekte ve yaptığı hiçbir şeye suç demeyecek bir hukuk sistemi içinde, bu kişi yine de, özgür müdür?

“Yalnızca zamanın derman olabileceği bazı şeyler vardı hayatta. Kötüler yok edilebilirdi, ancak aklı karışmış iyi birine karşı hiçbir şey yapılamazdı.”

6) İnsan özgürlüğü bir amaca hizmet eder mi? İnsan dışı canlılar özgür mü? Eğer içlerinde özgür olanları varsa; özgür olanla olmayanı ne ayırıyor? Bir aslan gözüne kestirdiği antilobu mu, yoksa en kolay avlayabileceği antilobu mu seçer? Cevabınız ikinci seçenek ise aslan özgür müdür? Benzer şartlar altında yüz insandan doksan dokuzu, evine yakın olan işi uzak olana tercih ediyorsa, bu insanlar özgür müdür? Yoksa sadece mantıklı mı davranıyorlardır?

7) Bu soru kitabı okumuş olanlar içindir ve sürprizkaçıran içerir. — Kitaptaki dünyada yaşayan insanlardan biri olsaydınız, Hükümdarlara sonuna kadar güvenen kesimden mi olurdunuz yoksa onlara karşı hareket eden, gemilerine binen, onların tüm iyiliklerine rağmen sorgulamayı bırakmayan kesimden mi?

8) İdeal evreninizi tasarlıyorsunuz. Burada yönetici siz olacaksınız ve her şey sizin kararınıza göre dizayn edilecek. Buranın tüm bireyleri sizin isteğinize göre oluşturulacak. a) Bireyleri kendi başlarına mı bırakırdınız, yoksa onları kontrol etmeyi sürdürür müydünüz? b) Bireyleri kendi başlarına bıraktınız diyelim, bu bireyler özgür müdür? c) Bireylere onları sizin var ettiğinizi ve tümüyle sizin kontrolünüz altında oluşturulduklarını söyler miydiniz?

9) Yaratılışa inanıyor musunuz? Eğer öyleyse yaratılışa rağmen özgür olabilir miyiz? Eğer yaratılışa inanmıyorsanız ve evrende belirli olasılıklara ve belirli şartların uygun ortamda bir araya gelişine göre oluştuysak, özgür müyüz?

”Çünkü asıl önemli olan gücü nasıl uyguladığın, ne kadar uyguladığın değil.”

Aklıma gelen diğer soruları da, hatırladığım müddetçe yazıya eklemeyi planlıyorum. Kısaca bir kitap hakkında düşüncelerimi toparlayıp yazıyı noktalayayım.

Kitabı en sevdiklerimden yapan bir özelliği, yazarın döneminin fizik diline tam anlamıyla hakim olması hatta geleceğe yönelik tutarlı tahminleriydi. Fizik yasaları olduğu gibi kitabına taşıyan Clarke -bunu sıkıcı bir şekilde değil, dikkat etmezseniz farkında dahi olmayacağınız bir biçimde yapıyor- yalnızca hayal gücü yüksek ve edebi kalitesi yüksek bir yazar değil; hemen her konuda bilgili ve doğa bilimleri üzerine de tam donanımlı bir yazar olduğunu gösteriyor. Günümüzde eşine pek rastlanmayan türden bir aydın o.

Yazarın dili gerçekten şahane. Oldukça basit ve hikayeyi tüm o fiziksel konulara rağmen -eğer fiziği sevmeyenlerdenseniz diye söylüyorum- oldukça sürükleyici bir şekilde anlatmayı başarıyor. Bilimkurgu yazmak kolay değildir, anlattıklarınızın çoğu kişinin gözünde çocukça gözükmemesi için çırpınmak zorunda kalırsınız; ancak Clarke bu duruma hiç aldırış etmeden, Bilimkurgunun geleceğin bilimine yol açacağını önceden bilir gibi, tasasız bir şekilde ilerletiyor hikayeyi. Hükümdarları yaratırken acele etmiyor; onları her bir aklın kendince pay biçeceği boşluklarla oluşturuyor. Tasvirleri, diyalogları zaten Clarkevari yani mükemmelin dalağını parçalayacak cinsten!

“İnsanlık üzerinde böylesi bir etki bırakabilecek tek bir olay var. Ve o olay insanlık tarihinin başında değil, sonunda yaşandı.” 

Hikaye, artık üzerine konuşmaya gerek yok, karşılaştığım en yaratıcı hikayelerden biri. Evet, uzaylı dostlarımız tarafından ziyaret edilmek artık klişe kaçan bir fikir geliyor; ancak bir, Clarke bunu ilk yapıta geçirenlerden ve iki, hikayenin sonrası çok daha karmaşık ve hayal gücünün Antartika’da çırıl çıplak dans ettiği türden çılgınca!

Artık noktalayayım. Hayatımın akışını değiştiren kitaplardan biri oldu Çocukluğun Sonu. Gerçekten esaslı bir kitaptı ve bu esaslılığı, bu aralar fizikle ilgilenen şahsımı doğa bilimleri üzerine adeta kamçıladı. Okullarını okumayacak dahi olsam artık saatlerimi fizik, kimya, biyoloji yahut astronomi ile ilgili okumalarla geçiriyorum. Ve bu beni inanılmaz hoşnut ediyor.

Dilerim sizin üzerinizde de en az benim üzerimde olduğu kadar güzel etkiler bırakır Çocukluğun Sonu. Kendinizi koşulsuz biçimde Clarke’ın kollarına bırakır ve onun çağlayan şelalelerinde gönlünüzce yüzerseniz; bunun gerçekleşeceğinden en ufak şüphem yok.

Edebiyat ve bilim ve sanat ve eğlence ve kendiniz ile kalın. Mutlu kalın.

Not = Kapağa değinmeden geçemedim. Fazla yaratıcı ve kitapla müthiş ilişkisi olan bir kapak olmuş bu. Düşünene ve çizene tebrikler.

Yararlandığım kaynaklar:

https://athenaninguncesi.blogspot.com/2015/12/cocuklugun-sonu-ve-bilimkurgu-korkusu.html?showComment=1531947831642#c1325542849248905132

http://kronikokur.blogspot.com/2015/12/cocuklugun-sonu.html

http://yorumcadisi.blogspot.com/2016/05/yorum-arthur-c-clarke-cocuklugun-sonu.html

http://kayipdunya-llamrei.blogspot.com/2016/01/cocuklugun-sonu.html

https://1000kitap.com/kitap/cocuklugun-sonu–49509/alintilar

http://www.kayiprihtim.org/portal/inceleme/cocuklugun-sonu-olgunlugun-basi/